30 Ekim 2025, Perşembe
Yüzyıl önce, karanlığa meydan okuyan bir milletin kalbinde bir ışık yandı. O ışığın adı “Cumhuriyet”ti. O günden bugüne, her 29 Ekim sabahı, gökyüzü biraz daha umutla aydınlanır; çocukların gözlerinde bir ülkenin yeniden doğuşu parlar.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir varoluş destanı, bir kurtuluşun taçlanmış hâlidir. Bir milletin küllerinden yeniden doğduğu, zincirlerini kırıp özgürleştiği, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözünün göklere yazıldığı gündür bugün.
“Bir ulus, bir sabah uyandı.
Yorgundu, yoksuldu, ama inanç doluydu.
Çünkü başında bir ışık vardı: Mustafa Kemal Atatürk.”
Bugün, o ışığın 102. yılı… Ve biz, o meşalenin gölgesinde değil; ışığında yürüyoruz. Her adımımızda, Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği o büyük mirasın sorumluluğunu hissediyoruz. Çünkü Cumhuriyet, sadece dünün değil, yarının da en büyük güvencesidir.
Bir milletin “Ben varım” deyişidir Cumhuriyet.
Kadının sesidir, çocuğun gülüşü, gencin hayalidir.
Karanlığa karşı yakılmış bir umut türküsüdür.
Ve her yıl, 29 Ekim’de o türkü yeniden söylenir,
Aynı gururla, aynı inançla.
“Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyen bir ses yankılanır tarihten bugüne, ve biz biliriz ki, o ses hiç susmayacaktır. 102 yıl önce atılan o imzanın mürekkebi hâlâ kurumadı. Çünkü her Türk gencinin kalbinde, Cumhuriyet’i yaşatma sözüyle atan bir yürek var. Ve o yürek, bu topraklarda sonsuza dek çarpmaya devam edecek.